Y.A.R. MÜDAFAA-İ HUKUK YAYINLARI KİTAPLARI TÜM KİTAPÇILARDA            KİTAP KAMPANYASI DEVAM EDİYOR            Yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızın e-posta veya bilgisayar disketi ile gönderebilirsiniz.            ABONELERİN AÇIK AD VE ADRESİNİ, NE KADAR SÜREYLE ABONE OLDUKLARINI FAKS VEYA POSTA İLE LÜTFEN BİLDİRİRİNİZ             MÜDAFAA-İ HUKUK'UN ESKİ (2005-2006-2007-2008 YILLARINA AİT)SAYILARINA %50 İNDİRİMLİ SAHİP OLABİLİRSİNİZ !...             

YENİ SAYI

DERGİ ARŞİVİ

| 2010 | 2009  | 2008 | 2007 | 2006 | 2005 | 2004 | 2003 | 2002 | 2001 | 2000 | 1999  | 1998 | 1997

 

 GEÇEN SAYI

 

 

Yazarlarımızdan Yargıtay C. Onursal Başsavcısı Vural SAVAŞ, "Ulus Devletimizi Parçalama Projesi"ni Nisan 2007'de yazmıştı.

İŞTE O YAZI...

ULUS DEVLETİMİZİ PARÇALAMA PROJESİ


 

 
 
 
 
1 2 3 4 5 6  
 

 

Prof.Dr.Çetin YETKİN'in Kaleminden

Akdeniz Üniversitesi Dosyası

Gül’ün Akdeniz Üniversitesi Rektörü İsrafil Kurtcephe

 

 

Yazarlarımızdan Emekli Hakim Alb. MSB (E) Başhukuk Müşaviri M.Emin DEĞER, 2005'te bugünkü Kürt Açılımı'nı yazmıştı.

 

 

TAYYİP ERDOĞAN VE DÜŞÜNDEKİ CUMHURİYET  (SİSTEM)

 

Bölüm-1  Bölüm-2

 

VE YİNE 2005'TE  Y.A.R. MÜDAFAA-İ HUKUK OLARAK SORMUŞTUK

 

SAYIN BAŞBAKAN,

NE YAPTIĞINIZIN FARKINDA MISINIZ?

 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sözümona aydınları huzuruna kabul ettiğinde ilk kez “Kürt sorunu”ndan söz etmiş. Ülkeyi yönetmek durumunda olan birinin böylesi bir yanılgı içinde olması Türkiye için büyük talihsizliktir. Çünkü, “Kürt sorunu” demek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içinde yaşayan Kürt kökenli vatandaşların devletle, Türkler’le aralarında “sorun” olması demektir. Başbakan, böyle dediğinde gerçekten de acaba toplam nüfusun ancak 1/7’sini oluşturan Kürt kökenli vatandaşların toplam sermayenin %40’ına sahip olduğunu bilmiyor muydu? Bu “sermayedarlar”ın devletle, Türkler’le bir sorunu olduğunu kim öne sürebilir?

 

Yazının devamı >>

Su Alp TİGİN

R.T. Erdoğan Hiç Değişmedi

  • Dün “Osmanlı eyalet sistemine geçilebilir” diyordu, bugün geçilmek üzere.

  • Dün “Türkiye Türklerindir gibi tezler yanlıştır” diyordu, bugün vatan toprakları satılıyor.

  • Dün “2000’li yılların dünyasında ve Türkiye’de artık Kemalizm’e yer yoktur” diyordu, bugün Kemalizm’e karşı savaş açılmış bulunuyor.

  • Dün “Demokrasi, rejimi değiştirmek için araçtır” diyordu, bugün rejimimiz değişiyor.

Recep Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu AKP, “Değiştim/değiştik” sloganıyla iktidara gelmiş bulunuyor. Bu sava kanan ya da kanmış gözüken kimi yazarlar da AKP’ni destekleyip durdular. İçlerinde hâlâ gözü açılmamış olanlar çok sayıda. Kimileri ise, zaten AKP’nin anlayışında oldukları için bu aldatmacayı pazarlayıp duruyorlar. Ancak, AKP’nin yapıp ettikleri, onun ve hele Erdoğan’ın hiç değişmediğini ve hiç de değişmeyeceğini su götürmez bir biçimde kanıtlıyor. Bu uygulamalar yalnızca Türkiye’nin geleceğini ölümcül bir tehlike altına atmakla kalmamakta, bir bölümü şu anda bile ülkemizin temellerini sarsmakta Hele AKP’nin kamu ve yerel yönetimler ile sözümona “reform” girişiminin, Türkiye’nin once “eyalet” sistemine geçmesi, sonra da bölünüp parçalanması ile sonuçlanacağı çok açık. İşte, bu girişimin de Erdoğan’ın yıllar öncesinden gönlünde yatan bir “düşüncesi” olduğu, Refah Partisi MKYK üyesi ve bu partinin İstanbul İl Başkanı olduğu 1993 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda söyledikleri ile açıkça kanıtlanıyor. Öte yandan, kimi AKP’lilerin son seçimler sırasında ve sonrasında “80 yıllık karanlık” gibi sözlerle ortaya atılarak Atatürk dönemini karanlık bir zulüm dönemi olarak karalamaya kalkışmaları da, Erdoğan’ın yıllar öncesinde ortaya attığı görüşlerinin yinelenmesinden başka bir şey olmadığı da, aynı röportajdan açıkça anlaşılıyor.

Röpartajı yapanlar, Metin Sever ve Cem Dizdar. Yayınlandığı yer, “2.Cumhuriyet Tartışmaları” adlı ve Ankara’da 1993’te Başak Yayınevince yayınlanmış olan kitap.

 Yazının devamı >>

Prof.Dr.Çetin YETKİN

Çıldırmamak İşten Değil Derken…

Ufuk SÖYLEMEZ

“Asimetrik Psikolojik Harekat”la Böyle Baş Edilemez!

Serdar ANT

Gerçekten Halkoylaması mı?

Prof.Dr.Mehmet YALÇIN

Hayırdır İnşallah

Yetkin ARÖZ

Referanduma Hayır!

Altemur KILIÇ

F Tipi Devlet

 Favorilerine Ekle

 Şiir Köşesi

 Sen Uykulardayken Gizlice

  Yetkin ARÖZ

Hikmet AKSOY,  

Ercan BAYSAL,

Halis DOKGÖZ

Sunder ERDOĞAN

ve Mustafa İZBERK'ten

 

ÇİZİ-YORUM

sayfası 

açıldı!..

 

TÜM KİTABEVLERİNDE...   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER KİTAPLAR İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

 

Yeni Sayı

3         Yeniçağ Gazetesi’nde Sansür

           Fethullah Gülen’den Söz Etmek Yasak

Prof.Dr.Çetin YETKİN

18 Ocak 2009 tarihinden beri Yeniçağ gazetesinde köşe yazısı yazmaktaydım. 4 Ağustos 2010 tarihine kadar, doğrusu, dilediğim konuda özgürce yazdım, hiçbir biçimde yazılarıma karışan olmadı. Bu arada birkaç yazı dizim de gazetede yayınlandı. Bu açıdan, gazete yönetimine teşekkür borçluyum. Okurlardan gelen iletiler de son kerte olumlu ve yüreklendiriciydi. Ne ki, bu özgürlük, 4 Ağustos 2010’a kadar sürdü. 5 Ağustos günü yayınlanması için gönderdiğim yazımın yayınlanamayacağı, başka bir yazı göndermem istendi. Gerekçe olarak da “cemaatler” konusuna gazetede hiçbir biçimde yer verilemeyeceği bildirildi. Başka yazı göndermeyeceğimi, söz konusu yazım yayınlanmayacak olursa gazeteden ayrılacağımı söyledim.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

4         F Tipi Devlet

Altemur KILIÇ

F tipi eğitim… F tipi polis…. F tipi savcı … F tipi yargıç… Bunların hepsi, yani Fethullah Gülen Cemaati tipleri,  bütün kurumlara sızdı ve yerleşti…Sıra, kaçınılmaz olarak, önce F tipi komutanlara ve F tipi Orduya, sonunda da Fethullah Gülen cemaatı “Devletine” gelecek…

Gelecek, çünkü yakıştırma iddialar, telefon ortam dinlemeleriyle gizli sanıkların ihbarları ve bir haham  bozuntusunun   iddialarına dayanılarak, mevhum “Ergenekon Çetesi” hakkında sayısını unuttuğum  iddianamelerle davalar açılırken “masumiyet” karinesine rağmen kahraman subaylar, kıymetli bilim adamları ve cesur gazeteciler aylarca hatta yıllarca cezaevlerinde çürütülürken, bu cemaat çetesi hakkında, bırakın araştırma yapılmasını,  her yere sızmasına hala olanak verilmesi hatta yardım edilmesi, akıllara zarar… Ama sanıklarla polisler savcılar aynı olursa akıllara yakın!  

>>Yazının devamını

 

17        Kemalizm’e Karşı Saldırılar Ve Bizi Bekleyen

                Yeni Kavga Sahası:

            Yeni Bir Türkiye Kurmak İsteyenler İçin

            Kaçınılmaz Olarak

            Yeni Bir Tarih Yazmak Zorunluluğu

Ulvi ÖZDEMİR

Türkiye’de bugün yaşananlar Thomas Kuhn’un önemli yapıtı ‘Bilimsel Devrimlerin Yapısı’ adlı çalışmasında öne sürdüğü bir paradigmadan diğerine geçiş aşamasına denk düşüyormuş gibi görünüyor. Bazılarına gore “yeni” bir Türkiye’nin kuruluyor olması, “eski” Türkiye’nin bütün dayanaklarının tartışılır hale gelmesine yol açıyor.

Karşıdevrimin de bir devrim olması gerçeğinden hareketle bir tarafın devrimci bulduğu bu değişim diğer taraf için karşı devrim olarak adlandırılması, özünde düşünsel anlamda bir devrimci durumun yaşandığı gerçeğini değiştirmiyor. Sonuçta Türkiye’de yaşanan bu ikilik, bu süreci iki kampı ya da iki düşünce demetini kıyaslayıp iyisini seçmekte kullanılabilecek nesnel ölçütlerin var olduğu bir ortamın ortadan kalktığı bir süreç haline getirmiştir. Başka bir deyişle Türkiye’de bugün yaşanan süreç,  yaşanılanların, tartışmaların, karşılıklı konumlanmış düşünce demetlerinin ortak, tarafsız, nesnel ölçütlere göre değerlendirileceği bir süreç değildir. Dolayısıyla buradan ortak, tarafsız bir ölçüte göre üzerinde uzlaşma sağlayacağımız bir “iyi” çıkmayacaktır. Güçlü olanın iyisi, “tarih” olarak yazılacaktır.

Thomas Kuhn’un bu çok tartışmalar yaratan kitabının Türkiye’deki ilk baskısına kitabın kendisi kadar önemli bir önsöz yazmış olan Nilüfer Kuyaş, önsözün bir yerinde şunları söylüyor:

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

20       Bakan Çubukçu Neden

            Zübeyde Hanım İsmine Karşı Çıktı?

Burhan ÖZBEY

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Başöğretmen Atatürk’ün Rahmetli Annesi Zübeyde Hanım’ın isminin İzmir’de yeni açılacak üniversiteye verilmesini istememiş. CHP’lilerin vermiş olduğu önerge, Bakan Çubukçu’nun itirazı ve AKP’lilerin oylarıyla reddedilmiş.

 Basında çıkan haberlere göre; yeni açılması planlanan 8 üniversiteden biri Kayseri’de olacakmış. Kayseri’de açılacak üniversite’ye ne isim verilmiş, biliyor musunuz? “Kayseri Abdullah Gül

 İzmir’de açılması planlanan üniversite’nin adının Zübeyde Hanım olmasına şiddetle hayır(!) Kayseri’de açılacak olan ve adı “Kayseri Abdullah Gül”(!) olarak konulan üniversiteye yürekten alkışlarla evet öyle mi?

 Abdullah Gül kim?

 Birkaç yıl öncesine kadar,  kurucuları arasında yer alan, daha sonra bu partide aktif görevler almış, sonra AKP milletvekillerinin oylarıyla Köşk’e çıkmış bir siyasetçi? Seçimde milletin yarısından fazlasının oy vermeyerek karşıt olduğu bir partinin temsilcisi…

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

23       Lozan’ın Başlangıcı Erzurum Kongresi’dir!

Prof.Dr.Özer OZANKAYA

Tarihten ders almayı başaramayan uluslar onu yeniden yaşamak zorunda kalırlar.

Tarihten ders almak demek, orada yer alan tatlı ve acı olaylardan çıkacak ilke ve değerlerin yeni kuşaklarca ve henüz kavramamış olanlarca öğrenilip kavranmasını, genel olarak toplumda bilinç tazelenmesini ve bu ilke ve değerlerin daha etkin biçimde uygulanmasını sağlamak içindir.

Bu yıl, bütün insanlığın özlemini çektiği bir Uygarlık Tasarımı niteliğindeki Türk Bağımsızlık Savaşı ve Türk Demokrasi Devriminin temellerinin atıldığı Erzurum Kongresi’nin 91. Yıldönümüdür.   

24 Temmuz 1923 de, Erzurum’da başlayan kutsal savaşın, Türk bağımsızlığını  ve Türk yurdunun bütünlük ve dokunulmazlığını  dünyaya kabul ettirişinin simgesi  olan Uluslararası Lozan  Andlaşması’nın imzalanışının   87. yıldönümüdür!

Tarihten ders almak,  Erzurum Kongresi’nin yıldönümlerini, sivil ve askeri bütün kamusal yönetim  kurumlarından siyasal partilere, üniversiteler  ve öteki eğitim kurumlarından, sivil toplum örgütlerine ve kitle iletişim araçlarına dek tüm ulusça, yani yalnız Erzurum’da da değil, tüm yurtta, kimisi uluslararası düzeyde birçok siyasal, kültürel, sanatsal, teknolojik, ticari, sportif.. şölenlerle kutlamayı gerektirirdi.   

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

26       Atatürkçü’nün El Kitabı: Bilimcilik İlkesi

Prof.Dr.Cihan DURA

-Atatürkçülüğün on ilkesi Bilimcilik, Sosyal Ahlâk, Millî Egemenlik, Tam Bağımsızlık, Cumhuriyetçilik, Laiklik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik ve Devrimcilik’tir.

-Bir Atatürkçü Bilimcilik İlkesi için, hayatında hangi ortam ve koşulda olursa olsun, burada verilen öğütleri uygular. Atatürkçüler bir araya geldikleri zaman birbirlerini bu öğütler bakımından bilgilendirir, aralarında bu öğütleri konuşur, tartışır, işler ve yayar.

-Bir Atatürkçü ancak bu öğütleri uyguladığı derecede Atatürkçü’dür. Kim ki bu öğütlerin hepsini bilir, üzerinde düşünür, uygular, başkalarına anlatır, açıklar, ancak o “ben tam bir Atatürkçüyüm” diyebilir.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

32       Kemalist Ulusalcılığın Önemi

Hüsnü MERDANOĞLU

Türk Dil Kurumu Sözlüğünde “Milliyetçi” sözcüğü milliyet ilkesini benimseyen, milliyetsever, ulusçu olarak, “ulusçu” sözcüğü, milliyetçi karşılığı olarak, yurtsever” sözcüğü de, “yurdunu, milletini büyük bir tutku ile seven, bu uğurda her türlü özveriye katlanan (kimse), vatansever, vatanperver olarak tanımlanmıştır.

Bu bağamda yurtseverlik, vatandaşlık bağı ile bağlı olunan ülkeyi sevmek ve erdemlerinden gurur duymak, bu sevgi ve gururun yüklediği sorumluk doğrultusunda özveride bulunmak anlamına gelmektedir. Bu yönü ile yurtseverlik “sevgi” kavramı ile doğrudan ilgili bir anlam içermekte ve sevginin kaynağını oluşturan “anne” bireyinin merkezinde yer aldığı “aile” bağı ile örtüşmektedir. Bu örtüşme, sorumluluğunun bilincinde olan bir kişinin, kendi ailesine verdiği önem ve değer doğrultusunda, yurttaşı olduğu ülkenin güçlü ve her yönü ile saygın ülkesi olma özlemi ile pekişmektedir.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

35       Atatürkçü Çözüm

Ümit Yaşar ERDEM

Bugün ülkemizin içinde bulunduğu koşullar Sevr’le ülkemize dayatılan koşullardan daha ağırdır. Bugün özelleştirme adı altında milli kaynaklarımız yabancılara peşkeş çekilmektedir. Cumhuriyetimizin temel kazanımlarına yabancılarla ortaçağ kalıntısı sınıflar el birliğiyle saldırılmaktadır. Avrupa Birliği kapılarında ülkemizi ucuz işgücü ve pazar olarak pazarlamaktadırlar. Oysaki AB gümrük birliğiyle bizden zaten istediğini fazlasıyla almaktadır. ABD'nin arka üssü konumunda emperyalist çıkarların odağı durumundayız. Kısacası Cumhuriyet kazanımlarımız, bin bir güçlükle kazandığımız bağımsızlığımız geri verilmektedir. 

Atatürk, milli kurtuluş savaşı, milli demokratik devrim önderimizdir. Tam bağımsızlık için Atatürk'ün Fransız ihtilali ve Sovyet devriminden gelen altı ilkesi bize yol gösterecektir. Atatürk altı ilkesini İttihat ve Terakki'den devralmış, içeriğini günün koşullarına göre yorumlamak adına bir gurup  aydını da (Kadrocular) devrimin ideolojisini yapmakla görevlendirmiştir. Öncelikle bu ilkeleri bugün doğru anlamak gerekmektedir.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

37       Askeri Hedeflerden Sivil Hedeflere

           Saldırı Açılımı

Av.Hüseyin ÖZBEK

İstanbul Barosu Genel Sekreteri

Bölücü terör örgütü PKK yakın bir tarihe kadar askeri birliklerin seyir yollarına mayın döşer, askeri araçlar ve personelin geçişinde uzaktan kumandayla patlatırdı. Araç ve insan kaybının temel nedeni bu tür uzaktan kumandalı tuzaklardı. 

PKK son dönemde esaslı bir strateji değişikliğine yöneldi. Değişiklik sonrası kırsalda operasyona çıkmış timlerin yanında sabit ve seyyar karakollar, kışlalar, taburlar ve üzeri askeri birlikler birincil saldırı hedefidir. Saldırıların ciddi zayiata yol açmaya başlaması PKK’nın istihbarat olanaklarının arttığını düşündürmektedir. Türkiye’ye insansız hava araçlarını, dinleme-gözleme ekipmanlarını bedeli karşılığı vermekte nazlanan bazı müttefiklerin PKK söz konusu olunca nazı da bedeli de bir tarafa bıraktıkları anlaşılıyor.

PKK stratejisinin temel amacı askeri kışlasına, karakoluna hapsedip, kırsala çıkamaz, operasyon yapamaz hale getirerek alan hakimiyetini sağlamaktır. PKK yanlısı yerel yönetimler, milis tabir edilen köy ve kent yapılanmasıyla sempatizan halkası birlikte  düşünüldüğünde terör örgütünün istihbarat, barınma ve lojistik sıkıntısının olmadığı açıktır.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

39       Kayıt Dışı Siyaset

Hüseyin G.ÖKLEM

Hoca bir gün ormanda yolunu kaybetmiş. Eski zamanlar… elektrik, fener yok. Hava soğuk ve yağmurlu… Perişan olmuş. Çok uzaklarda bir soluk ışık görmüş başlamış yürümeğe. Gece yarısı küçük bir kulübeye varmış kapıyı çalmış. Genç bir çift hocayı içeri almışlar, üstünü değiştirip bir tas sıcak çorba vermişler. Hoca “Allah razı olsun demiş”. Etrafına bakmış bir göz oda, ayakta zor duracak yer var. Bir adam, karısı, bir de büyükçe beşikte yatan bir bebekleri var. “Hoca şuracıkta kıvrıl yat, Tanrı misafirimiz ol” demişler ve hoca da kıvrılıp yatmış. Geç vakit hoca sıkışmış, büyük abdesti var. Tuvalet, hela mela yok. Ne yapsın? Kapıyı açıp dışarı çıkayım demiş. Kapıyı açması ile kapaması bir olmuş, dışarıda dev bir çoban köpeği kapıya saldırmış, hocayı paramparça edecek! Tekrar etrafa bakınmış… Sıkışmış adamcağız, donuna yapacak.  “Belki it gitmiştir” diye bir daha kapıyı aralamış ama ne gezer it yine saldırmış…. Çaresiz etrafa bakmış, donunu sıyırmış ve bebeğin genişçe beşiğinin üstüne defi hacet yapmış! Sabah erkenden hoca efendi gelin hanımın feryatları ile gözünü açmış. Haykırıp, saçını başını yoluyor genç kadın… “Boka battık, rezil olduk, mahvolduk, pislikte boğulduk” diye feryat figan…. Hoca gözünü hafif aralayıp genç kadına yattığı yerden seslenmiş: “Baka hanım kızım, o kapının önündeki iti çekmezseniz daha çook boklara batarsınız !”1

O kapının önündeki it kimdir? Başımıza nasıl musallat oldu? Nerden çıkıp geldi veya kim gönderdi? Bu soruların yanıtını bulmamız gerek. Eğer bu “it”in “ne menem bir yaratık olduğunu anlayamaz ve bunun üzerinde en azından ana noktalarda fikir birliği sağlayamaz isek  “daha    çoooook    boklara batacağız!”

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

41        Türkiye Ve 2003 Öncesi Arjantin

Orhan ÖZKAYA

2003 yılından önceki Menem döneminde, Arjantin’in en büyük petrol şirketi YDF ve Gaspo  kamunun elinden alınarak özelleştirilmiş idi. Bu, ülkenin idam fermanı oldu. Hisselerin her biri 39 dolardan 19 dolara verildi. 900 milyon dolara koskoca dünya çapındaki dev şirket elden çıkarıldı. Bu satışlar sonunda tesisin bütün malzemeleri, eşyaları, yedek parçaları hatta tesiste bulunan giysiler dahi yağmalandı. Şirket iyice talan edildi. Arjantin halkının 8 bin dolar olan milli gelirinde bu şirketin payı çok fazla idi. Bu şirketin yarattığı kazanımlarla otobanların, modern kasabaların ve çelik sanayi yatırımları gerçekleştirilmişti. YDF son derece mükemmel bir kamu şirketi idi. Çalışan işçilerin sosyal yönden hiçbir önemli sıkıntıları olmadığı gibi sendikal haklar açısından gelişmiş kazanımlar bulunuyordu. Bu şirket özeleştirilirken hiçbir kural tanınmadı. Resmen satış suç işlenerek gerçekleştirildi. Halkın tepkisi görmezden gelinerek yılların birikimi birilerine tepside haraç mezat sunuldu.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

44       Atatürk, Menderes Ve Kennedy

Prof.Dr.Anıl ÇEÇEN

Birbirleriyle hiç ilgisi yokmuş gibi görünen ve ayrı siyasal dönemlerde kendi ülkelerini yönetmek durumunda olan bu üç devlet adamı arasında, ne gibi bir bağ olabileceği sorusu, son günlerdeki gelişmeler doğrultusunda fazlasıyla akla gelmekte ve bazı haklı yeni soruları da beraberinde getirmektedir. Türk Devleti’nin kurucusu büyük önder Atatürk ile beraber, Türkiye’nin gelmiş geçmiş başbakanları arasında en çok sevilen halk önderi olarak tarih sahnesinde yerini almış olan eski başbakanlardan Adnan Menderes arasında, Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetmek gibi bir paralellik kurulabilir ve Türk Devleti üzerinden giderek Atatürk ile Menderes arasında çeşitli siyasal bağlantılar kurulabilir. Ne var ki, Amerika Birleşik Devletleri’nin gelmiş geçmiş başkanları arasında en çok sevilen bir cumhurbaşkanı olarak Kennedy devreye girdiği zaman, Atatürk ve Menderes arasında kurulmuş olan ulusal çizgideki bağlantının hiçbir işe yaramadığı, devreye giren uluslararası bağlantı çerçevesinde Atatürk ve Menderes arasında yeniden bir bağlantı kurulması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Her üçü de ülkeleri ve devletleri için çok büyük mücadeleler vermiş olan bu liderler, uluslararası konjonktürde hedef olmuşlar ve bu nedenle de beklenmeyen gelişmeler sonucunda,  normal koşulların ötesinde yaşamları sona erdirilmiştir.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

 

51        “GDO”lar, Toplum Ve Çevre Sağlığını

            Nasıl Etkiliyor?

Prof.Dr.Mustafa KAYMAKÇI

Tarımda kapitalist paradigmanın ileri sürdüğü konulardan birisi de, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar  ya da kısaca GDO’lar.  GDO’lar son 15 yıldır dünya kamu oyunun gündemine oturmuş.

GDO NE?

Kimi yöntemlerle, kendi türü dışında bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilmiş, bitki, hayvan ya da organizmalara GDO deniliyor. Çok daha kabaca anlatırsak, örneğin hastalıklara karşı dayanıklı olsun diye pamuğa böcek öldürücü bir genin ya da balık geninin domatese aktarılması ile yaratılan organizmalara bu ad veriliyor. Genetik yapısı değiştirilmiş  bitki ve hayvanlara, sırasıyla”Transgenik Bitki” ve “Transgenik Hayvan” da deniliyor.

GDO’lu ürünlere dayalı tarım, ağırlıklı olarak Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Arjantin, Çin ve Hindistan’da yapılıyor. Bu ürünlerin başında mısır, soya, pamuk,domates,pirinç ve kimi balık türleri geliyor. Son bildirişlere göre dünyadaki tarım alanlarının %3’ünde GDO’lu tarım yapılıyor ve mısırın %30’u, soyanın %55’i, pamuğun %12’si ve kolzanın %5’inin GDO’lu tohumlarla üretiliyor.

GDO’lu ürünler konusunda bir bilgi kirliliği var. GDO’lu tarımı savunanlar verimliliğin arttığını, ilaç kullanımının azaldığını, ürünlerin insan ve hayvan sağlığına zarar vermediğini belirtiyorlar. Acaba bunlar doğru mu? Bilim insanları, bu konuda ikiye bölünmüşler. Bir kesimi  bunların insanlık için yararlı, bir kesimi ise yararsız, hatta zararlı olduğunu söylüyorlar. Bunları sırasıyla sorgulayalım.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

54       Hastahanelerdeki Performans Sistemi

            Hasta Güvenliğini Tehdit Ediyor

Doç.Dr.Paşa GÖKTAŞ

Sağlık Bakanlığı’ na bağlı hastanelerde uygulanmakta olan performans sistemi, ciddi biçimde hasta güvenliğini tehlikeye atmaktadır.

HASTANELERDEKİ PERFORMANS SİSTEMİ NASIL İŞLİYOR ?

Her doktor, yaptığı işlemlerin sayısını ne kadar kayıtlı hale getirirse, o kadar fazla döner sermaye ödemesi alıyor. Böyle olunca da, yapılan kayıtların miktarı ve niteliği sürekli olarak bölümler arasında tartışma konusu oluyor.

Her bölüm, yaptığı işlemlerin miktarını ne kadar fazla gösterebilirse, o oranda fazla ödeme alıyor.

Her hastane, yaptığı muayene, ameliyat gibi işlemler miktarını ne kadar fazla gösterebilirse, (eskiden SGK’dan, şimdi ise SGK toplu olarak Sağlık Bakanlığı’na bu parayı verdiği için) Sağlık Bakanlığı’ndan o oranda fazla ödeme alıyor.

Yani daha fazla para kazanabilmek için, işin bir yönü yapılan işlemlerin miktarını yükseltebilmek ya da kayıtlara geçirerek yüksek olarak yansımasını sağlamak.  Çünkü, dağıtım için kayıtlar esas alınıyor.

Diğer önemli konu ise, masrafları olabildiğince kısmak.  Böylelikle, döner sermayeden elde kalacak ve dağıtılacak para miktarını artırmak.

Bunu sağlayabilmek için, her bir hasta size daha ucuza mal olmalıdır. Ucuza mal olabilmesi ise daha az laboratuvar tetkiki, daha az röntgen, daha az malzeme kullanımı anlamına gelmektedir.

 

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

56       Tarihin Dinselleşmesi Sorununa

            Tarih Felsefesi Açısından Bakış

Prof.Dr.Şahin FİLİZ

İslam Felsefesi, bir bilim ve felsefe disiplini olarak bütün İslam düşüncesi tarihi ve biliminin özel bir adı sayılmalıdır. Bu tamlama, isim olarak her ne kadar Batı’da XIX. Yüzyılda ortaya çıkmışsa da, bilim ve felsefe geleneği olarak İslam medeniyetinin tümünü ifade etmektedir. Bir bilim dalıdır; çünkü tarihtir. Bir felsefedir; çünkü İslam düşüncesi bağlamında izlenen özgün bir felsefe yapma yöntemidir.

Bilim ve felsefenin bir araya geldiğini bu tamlamada açıkça görmekteyiz.  Tarih ve felsefe yapma yöntemi, İslam medeniyetinin bilim ve felsefeyi bu iki kavramda birleştirmiş olduğunu göstermektedir. İslam düşüncesi önce objektif bir tarih bilimi olarak incelenmeli; bu süreç içinde dünden bugüne teşekkül eden ve etmekte olan tüm bilim dallarını tarihsel bir olgu olarak tespit etmeli, mezhepsel ve siyasal kaygılardan arınmış nesnel ölçütler doğrultusunda bir döküm çıkarmalıdır. Bu döküm de, “İslam Felsefesi” tamlamasının ikinci ve tamamlayıcı ayağı olan felsefi yöntemle değerlendirilip eleştirilmelidir. Bize göre bu girişimin ilk adımı, tarih felsefesi yapmaktır. Bu ilk adımı, İslam tarih olgusuna salt bilimsel ve nesnel yaklaşım önceliyorsa da, yapılacak bir tarih felsefesi etkinliği, İslam tarihinin de giderek ve aşamalı olarak nesnel temellere oturmasını sağlayacaktır. Bu noktada tarih kavramının analiz edilmesi gerekmektedir.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin

144. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

 

Türk’ün Terörle İmtihanı!

E.Dz.Kur.Alb.Reşit ÇAĞIN

Türküm demekten utanmayan, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olmaktan rahatsızlık duymayan herkes, son yıllarda giderek artan bir huzursuzluk, mutsuzluk ve hatta umutsuzluk içinde yaşıyor.  Hem de; Ülkenin koşulları 90 yıl önce verdiği“ateşle imtihan”dan daha beter durumda olmadığı halde. Çünkü; Düşmanla yapılan bir savaş yok ortada! Dost geçinenlerin beslediği, eğittiği, silahlandırdığı, koruduğu ve üzerimize saldığı ırkçı görünümlü bir terör örgütünün alçakça saldırılarıyla boğuşuluyor. Yalnız o mu peki? Hayır! Yanında garnitür olarak; demokratik, medyatik, digital ve yargısal terör var. Zira emperyalist sırtlanlar; asırlardır bir türlü belini bükemedikleri Türklerin ve onların bir dehanın eseri olan ulusal devletinin akılları sıra bölünmesi ve güdecekleri kukla devletin kurulması için TSK’nın halâ en büyük engel olarak karşılarına çıkmasından çok rahatsız ve şaşkınlar!

Bu kurum; çuval harekâtına gıkı çıkmayan, Dolmabahçe’de sesi kısılan, emekli-muvazzaf bir çok personelinin hayâsızca tertiplerle suçlanmasını, sorgulanmasını, tutuklanmasını büyük bir saygıyla seyreden, kendileriyle ortak karargâhlarda yıllarca çalışmış, demokratik kültür birliği içindeki dostları tarafından yönetildiği halde, mücadele azmini kolay kolay kaybetmiyor!

Yazılı ve görsel basında bir çok çağdaş ve küresel aydın(!) TSK’ya haddini bildirmek ve halkı darbeler konusunda aydınlatmak için çırpındığı halde, TSK güvenilirlikte halâ birinci sırada yer alıyor.

-Bu kadar şehit verilmesine rağmen halâ ana-babalar “vatan sağ olsun” demek yüceliğini gösteriyor.

–İktidarda; çıkarlarının örtüşen, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığında buluşan, kullanılmaya âmade stratejik ortakları: Meclis’te, özerklik gibi mütevazı ve ucu açık isteklerini alenen dillendiren demokratik yamakları: İmralı’dan tehdit, şantaj ve pazarlık mesajları gönderen askeri müttefikleri: Pensilvanya’da tamamen insani nedenlerle(!) koruma altında bulundurdukları bir mübarek adam, devleti hemen hemen tümüyle ele geçirdiği halde, Kale bir türlü içeriden fethedilemiyor!

 

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin 143. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

Prof. Dr. Çetin YETKİN

HER PAZAR

YENİÇAĞ GAZETESİNDE

 

SÖYLEŞİ

Hayrettin İvgin Ve Puşkin Ödülü

Hüseyin Gündüz Öklem- Bize kısaca yaşam öykünüzü anlatır mısınız?

Hayrettin İvgin- 1944 Samsun Vezirköprü doğumluyum. 1961’de Kuleli Askeri lisesini bitirdim 21 Mayıs olaylarında 1963 yılında Kara Harp Okulundan son sınıftan ayrıldım. Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat bölümünü 1966’da bitirdim. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde lisans çalışmamı tamamladım. Evliyim ve iki çocuğum vardır.

H.Öklem- Çalışma hayatınız hakkında biraz bilgi verir misiniz?

H.İvgin – Sungurlu ve Hereke liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptım.MEB’da Yaygın Yüksek Öğretim Kurumunda planlama müdürü,daire başkanlığı görevlerinde bulundum. Mektupla öğretim okulunda Müdür yardımcılığı ve edebiyat öğretmenliği görevlerinde bulundum. Kültür Bakanlığı Milli Folklor Araştırma Dairesi Başkan Yardımcılığı görevinde bulundum. Son olarak APK Kurulu Daire Başkanlığı görevinde bulundum. Ayrıca, Yüksek Okul, Konservatuvar, Üniversite kurumlarında Halkbilimi, Musiki Tarihi gibi dersler de verdim.

H.Öklem – Sayın İvgin bize edebiyat çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

H.İvgin- Ben Türk Dili ve Edebiyatı üzerine çalışmalar yaptım…2000’i aşkın yayınlanmış yazım vardır, bunların 300’ü bilimsel içerikli yazılardır. 50’ye yakın kitabım var… Ayrıca üç ayda bir yayımlanan uluslararası hakemli  KARADENİZ isimli bir sosyal bilimler dergimiz ve yine üç ayda bir yayımlanan KÜLTÜR EVRENİ isimli bir bilimsel dergimiz vardır ve her iki dergi de Rusça, Türkçe, İngilizce dillerinde  yayımlanmaktdır. Çalışmalarım, Çince, Almanca, İngilizce, Fransızca, Özbek Türkçesi, Türkmence, Azeri Türkçesi, Romence,  Kırgız Türkçesi ve Rusça dillerine tercüme edilmiştir.

H.Öklem – Aldığınız Ödüller hakkında biraz bilgi rica edeyim.

H.İvgin- 150’yi aşkın teşekkür, takdirname ve onur belgesi aldım. 100’ü aşkın  ulusal ve uluslararası ödülüm bulunuyor. 2009 yılında iki adet ödül aldım. Bunlardan birincisi Kosova’da aldığım  “Uluslararası Süleyman Brina Balkanlar Tük Kültürüne Hizmet Ödülü”dür. Yine 2009 yılında Moskova’da “Puşkin Uluslararası Edebiyat Ödülünü “ aldım.

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i

Hukuk dergisinin

139. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

Kitap Tanıtım

 

“Küresel Kapitalizme Karşı Tarım Yazıları” Kitabı Üzerine

Prof.Dr.Tayfun ÖZKAYA

Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı’nın “ Türkiye Tarımı üzerine Notlar”  kitabından sonra “ Küresel Kapitalizme Karşı Tarım Yazıları” kitabı, Nisan 2009 ayının başlarında “Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Yayınları” olarak okunur görüşüne sunuldu.

Kaymakçı, bu kitabında da tarımda yaşanan çöküşün nedenleri ve çözüm yollarını araştırıyor. Bu bağlamda, 2009 yılında Türkiye ve dünyada tarımla ilgili yaşanan somut olaylardan yola çıkarak çözümlemeler yapıyor. Böylelikle, tarım tarihçilerine de belge bırakmak istemiş.

Devamı Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinde

(Yazının devamı için tıklayınız)

OKURLARIMIZA DUYURU VE ÇAĞRI…

Mehmet YALÇIN

GÜNCELLİKLER

İletişim ve paylaşım :

 Düşüncemi özetliyorum: “Çocuk yazını” ancak çocukların sözlü ürünleri  için geçerli olabilir. Kurumlaşmamış görünse de, hiç değilse gücül olarak,  böyle bir yazın türünden söz edilebilir. Ben burada çocukların yetisini canlandırmayı deneyeceğim: Bu amaçla, bu köşe onlara her zaman açık olacak. Aldığım şiir, öykü, anı, resim, vb. türü  iletilerden örnekler yayımlayacağım.

Elimde olmayarak, bu yazı da ne yazık ki çocuklardan çok büyüklere seslenir gibi  oldu; yani bir kez daha “büyüklüğüm” tuttu.

Ama amacım 7’den 70’e herkese seslenmek. Herkesten katkı bekliyorum.

>>Yazının devamını

Mehmet YALÇIN

Güncellikler 28 – Tuncer Uçarol

Bu ayki konuğum eleştirmen - yazar Tuncer Uçarol. Kendisini yaklaşık kırk yıldır dergi yazılarından tanıyorum, on beş yılı aşkın süredir de doğrudan tanışıyoruz. Ayrı kentlerde yaşıyor olmamıza karşın sıcak bir dostluk da kuruldu aramızda. Bunun bir nedeni aynı bir konuyu (şiir incelemesini) paylaşmak ve aynı dergilerde yazmış olmak; ama sanırım daha önemlisi, tutum ve düşünce yapımızın büyük ölçüde uyuşmasıdır. Son Ankara yolculuğumda (Ekim 2009), yine her zamanki gibi buluştuk, özlem giderdik ve de Y. A. R. Müdafaa–i Hukuk için bir söyleşi yapmaya karar verdik.

Aşağıda aktardığım özgeçmişinden onu daha iyi tanıyacaksınız. Hoş, başta şiir olmak üzere, yazınsal etkinliklerle ilgilenen okurlar hiç kuşkusuz sayın Uçarol’a yabancı değillerdir.

İşte o söyleşi:

Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin 136. sayısından okuyabilirsiniz!

(Dergi satış noktalarını görmek için tıklayınız)

TÜM

KİTABEVLERİNDE...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİĞER KİTAPLAR İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ

 

Müdafaa-i hukuk Vakfı dergisiyle ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk derneği'yle

doğrudan veya  dolaylı hiçbir bağlantımız yoktur.

Taklitlerinden sakınınız!  

©  Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi. Tüm hakları saklıdır.