|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
CHP’NDEKİ SON GELİŞMELER ÜZERİNE
“MİLLİ” VE “GAYRIMİLLİ” ARASINDAKİ SAVAŞIMDA CHP’NİN YERİ CHP’nde yaşananlar kimi çevrelerde Türkiye’de “sol”un yeniden güçleneceği düşüncesine yol açmış bulunuyor. CHP’nin kendisini “sosyal demokrat” olarak tanıtması, sosyalist enternasyonale üye olması gibi nedenlerle sol bir parti olarak algılanmasına yol açmış olması da bu düşünceyi güçlendirmektedir. Hiç kuşkusuz, CHP’nin güçlenmesi, açıktan açığa emperyalist kapitalizmin dümen suyundan giden AKP karşısında bir seçenektir. Ne var ki, bugünkü yapısıyla CHP’ni “solcu” bir parti olarak nitelendirmeden önce düşünmek gerekir. Öncelikle, eğer “sol” ve “sosyalizm”i eş anlamlı ya da birbirleriyle örtüşen kavramlar olarak algılayanlar varsa, bilmelidirler ki “sosyalizm”, “kapitalizm”in antitezidir. Oysa, “sosyal demokrasi”, liberal kapitalizm ile bir uzlaşma demektir. Başka bir deyişle, liberal kapitalist egemen sınıfın emekçi sınıflara birtakım ödünler vermesinin, sosyal-ekonomik haklar tanımasının sonucudur. Böylece, Batı’nın egemen sınıfları, emekçilerin durumlarını bir ölçüde iyileştirmeye razı olarak varlıklarını korumuşlardır. Salt bu açıdan bakıldığında sosyal demokrat partiler, liberal kapitalist düzenin partileridirler. Batılı ülkeler bakımından sosyal demokrat partiler toplumsal (sınıflar arası) barışın en önemli öğesidirler. Ancak, genellikle gözden kaçan nokta, bu ülkelerin aynı zamanda emperyalist ülkeler olduğudur. Bu, şu demektir: Gelişmemiş ya da azgelişmiş ülkelerin işbirlikçileriyle birlikte bunların emekçilerini, doğal kaynaklarını, pazarlarını sömürerek elde ettikleri değerlerin bir bölümünü kendi emekçi sınıfları ile paylaşmaktadırlar. Bu nedenle, bu ülkelerin egemen sınıfları kendi özvarlıklarından pek de öyle özveride bulunmadan sosyal demokrasiyi yaşama geçirmek olanağına sahiptirler. Oysa, Türkiye emperyalist bir ülke değildir. Anımsayalım: İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir çok Avrupa ülkesinde sosyal demokrat partiler iktidarda bulunmuşlardır. İşte, bu partilerdir ki, emperyalist Avrupa’yı yeniden yapılandırmış bulunuyorlar. Yine anımsayalım ki, 1970’lerde Bülent Ecevit’in “ortanın solu” adı altında dile getirdiği sosyal demokrat düşlerine en sert tepki burjuvaziden gelmişti!... Öte yandan, klasik anlamda sosyalizmde en önemli nokta, üretim araçlarının mülkiyetinin özel kişilerin elinden alınması, kamulaştırılmasıdır. Sosyal demokrasi için böyle bir sorun yoktur. Hatta Sosyalist Enternasyonal bugün için en önem verdikleri noktanın, istihdamın arttırılması olduğunu belirtmektedir. Şu gerçeği de belirtmeden geçmemek gerekir: Karl Marks’ın yaşamı boyunca karşı çıktığı akımların başında sosyal demokrasi gelir. Bu nedenlerle, CHP’nin sosyalist bir parti olarak nitelendirmek temelli bir yanlışlıktır. “Sol”da bir ayırım yapılmak istendiği ve bu amaçla da “Marksist sol” kavramının ortaya atıldığı da görülmektedir. Ne ki, Marksist olmayan solun ne anlama geldiği pek de anlaşılamamakta, son çözümlemede bununla sosyal demokrasinin kasdedildiği ortaya çıkmaktadır. Şu halde, bir CHP iktidarında, büyük bir olasılıkla vurgun ve soygun düzenine son verilebileceği, emekçiler lehine çıkarılmış bulunan yasaların yaşama geçirilebileceği, hatta bu amaçla yeni yasalar da çıkarılabileceği düşünülebilirse de, işbirlikçi liberal kapitalist düzenin özüne ilişmedikçe Türkiye’de yoksulluğun, açlığın ortadan kalkacağını, CHP sosyal demokrat olduğunu öne sürdüğü sürece, düşünmenin olanağı yoktur. Bugün Türkiye’nin sorunlarını çözmek, sosyal demokrat bir iktidarın yapabileceği bir iş değildir. Bu, ancak millî bir iktidarın başarabileceği bir iştir. Çünkü, bugün Türkiye’de kavga millî ve gayrımillî olanlar arasındadır. Türkiye’de açlığın ve yoksulluğun nedeni, gayrımillî cephenin liberal kapitalist Batı emperyalizmi ile işbirliği içinde Türk halkını ve ülkenin değerlerini sömürmesidir. Eğer CHP, aldığı bu son rüzgar ve ivmeyle millî güçleri antiemperyalist bir cephede toplamayı başarabilirse, dün Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde olduğu gibi yeniden adını tarihe altın harflerle yazdıracaktır. Yoksa, liberal kapitalist işbirlikçi düzenin koltuk değneği olacaktır. ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİ GÖZARDI ETMEK CHP’Nİ BİTİRİR Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığındaki CHP için bir değerlendirme yaparken şu gerçekleri de göz önünde bulundurmak gerekir: (1) Hangi siyasal partinin iktidar olacağının seçimle belirlendiği bir ülkede, bilindiği gibi, her partinin amacı en çok oyu almaktır. Ne var ki herhangi bir siyasal partinin tüm seçmenlerin oylarını alması olanaksızdır. Bu, çok açık bir gerçek. (2) O nedenle, siyasal partilerin propagandalarını yaparken en çok oy alacaklarını düşündükleri bir hedef seçmen kitlesini belirlemeleri gerekir. (3) Bu, aynı zamanda, aralarında çelişkiler ya da karşıtlıklar bulunan seçmen gurupları arasında hangilerini hedef alacakları bakımından―en çok oy ölçütü temelinde― bir seçim yapmaları demektir. Bu açıdan baktığımızda CHP’nin yoksul, dar gelirli, ezilen geniş kitlelere yöneldiği görülmektedir. Türkiye’de nüfusun büyük çoğunluğu bu durumda olduğu için bu yönelim CHP’ni iktidara taşıyabilecek bir yaklaşımdır. Gerçi, Atatürk devrim ve ilkelerine bağlı kesimlerin hiç olmazsa önemli bir bölümünün bu hedef kitle içinde sınıfsal olarak yer almadığı düşünülebilirse de, bu kesimlerin de yoksul halkın durumlarını iyileştirmeyi Altı Ok’tan biri olan halkçılık açısının gereği olarak gördükleri kuşkusuzdur. Ancak, CHP’nin “bölücü terör”ü de göz önünde bulundurması gerekiyor. PKK, Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve Türk ulusunun geleceği bakımından ciddî bir tehdittir. Bölgedeki yoksulluk ve ezilmişlik ortadan kaldırılacak olursa PKK terörünün de son bulacağını düşünmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü: a. Eğer öyle olsaydı Türkiye’nin başka yerlerinde de yoksulluk ve ezilmişliğin acısını çeken halkın da PKK’nın yolunu tutması gerekirdi; b. PKK terörü yalnızca Türkiye’nin kendi iç gerçeklerinden kaynaklanan bir olay değildir, dış güçlerin ülkemiz üzerinde oyunlarının bir sonucudur. O halde, CHP’nin Doğu ve Güney Doğu’daki kimi seçmenlerin de oylarını kazanmak amacıyla salt yoksulluğu ve ezilmişliği yenmek amacıyla alacağı önlemler, tek başlarına sorunu çözmekte bir işe yaramayacaktır. Ne ki, CHP bu bölgenin seçmenlerinin de oylarını kazanmak uğruna Altı Ok’un milliyetçilik’ini bir yana bırakacak ve hatta buna aykırı söylemlerde bulunacak olursa, deyiş yerindeyse, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olacaktır. Çünkü: (1) Kürt kökenli vatandaşlarımızın sayısı toplam nüfusun beşte birinden azdır. Bu, tümü de PKK yandaşı olsa, seçmen olarak azlık demektir. Kaldı ki, Kürt kökenli vatandaşlarımızın tümünün de bölücü terörden yana olduğunu söylemek olanaksızdır. (2) CHP’ne bugüne değin oy vermiş olanlar vatandaşlar, milliyetçilik ilkesine sahip çıkan seçmenlerdir. Türk milliyetçiliği karşıtı söylemler, bu seçmen kitlesinin tepkisini çekecek, oy kaybına neden olacaktır. (3) Unutmamak de gerekir ki, CHP belirtilen türde söylemlerde bulunacak olursa, buna karşı bir önlem olmak üzere PKK terör eylemlerini arttıracak, bu da tepkisel Türk milliyetçiliğin de artmasına neden olacaktır. Bu çerçevede şunun da altını çizmek gerekiyor: CHP’nin iç Anadolu’da geçen seçimlerde başarısız olmasının en başta gelen nedeni, Atatürk milliyetçiliğine yeterince vurgu yapamamasıdır. Şu halde, Türk milleti tehdit altında olduğu için ve eğer CHP iktidar olmak istiyorsa, seçmen kitlesinin ezici çoğunluğunu oluşturan Türkler’in ve etnik kökeni ne olursa olsun kendisini Türk olarak gören seçmenlerin oyunu almayı amaç edinmeli ve bunun için de Atatürk’ün anladığı biçimiyle milliyetçilik’i vurgulamalıdır. Öte yandan, bugün Türkiye’de doğal olanın dışında tepkisel bir milliyetçilik de hızla gelişmektedir. Tepkisel milliyetçilik doğru kanalize edilmezse olumsuz sonuçlar doğurabilir. CHP’nin tarihsel kökleri ona bu tür milliyetçiliğe de sahip çıkması ve doğru yöne kanalize etmesi görevini de yüklemektedir. Yanlış anlaşılmamalı: Bu söylediklerim Doğu’da ve Güney Doğu’da yatırım yapılmasın, reformlara girişilmesin, halkın durumunun iyileştirilmesi için önlemler alınmasın demek değildir. Tümüyle tersine, başta toprak reformu olmak üzere her türlü iyileştirmenin ivedilikle yapılması yaşamsal bir zorunluluktur. Üzerinde durduğum konu, bu bölgeden oy almak kaygısıyla Türkleri incitecek söylemlerin ve girişimlerin CHP’ni iktidar olma yolunda hüsrana uğratacağıdır.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Müdafaa-i hukuk Vakfı dergisiyle ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk derneği'yle doğrudan veya
dolaylı hiçbir bağlantımız yoktur. © Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi. Tüm hakları saklıdır. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||