|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
ULUSALCILIK, SOLCULUK VE “İYİ SAATTE OLSUNLAR” ÜZERİNE… Daha önceleri de yazdım: Kurtuluş Savaşımızdan bu yana, hiçbir dönemde ulusalcılıkla devrimcilik bu kadar üst üste gelmedi. Ulus devletlerin, emperyalist kuşatmaya karşı kendi koşulları içinde savaşım verme güncelliği, önceliği ve vazgeçilmezliği bu denli örtüşmedi. Solun izdüşümü olmadı. Batının göreli kalıplarından yola çıkarak ulusalcılığı solun dışına itmek aymazlıktır. Gerçekliğini algılama eksikliğidir. Çünkü, kurtuluş savaşlarının sonrasındaki süreç, koşullar başka türlüsüne olanak vermiyorsa solun önünü açacak “milli demokratik devrimin” tamamlanması sürecidir. Ama biz uluslaşmada Mustafa Kemal’in başlattığı devrimsel aydınlanma atılımını ve onun ekonomik toplumsal altyapısını sürdürememiş, emperyalist odakların tuzaklarında yarım bırakmış, “demokratikleşme” adı altında gerici, ayrılıkçı akımların beslenmesine karşı koyamamış, sonucuna katlanır olmuşsak elbet ki akıl yürütmenin dengelerini şaşırabiliriz. “Eyvah! ulusalcılar ortalığı doldurdu…” diye sızlanır, yakınabiliriz. CHP’nin gelecek umuduna açılan büyük kurultayının hemen sonrasında, 24 Mayıs 2010 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde sayın Hikmet Çetinkaya’nın sıcağı sıcağına yazdığı “Politika Günlüğü”nü okurken aklım karıştı. Gazeteye bir kez daha baktım, üstündeki yazar adını bir kez daha okudum. Gözlerime inanamadım. Şer’in hayrına sayın Deniz Baykal CHP’nin genel başkanlığından ayrıldı. Görkemli ve coşkulu bir uyanışın işaretini veren kurultayında “Kılıçdaroğlu Gandi Kemal” ve çalışma arkadaşları işbaşına geldi. Parti meclisi listesi ona göreli oluştu. Yeni bakış açıları, dengeleri kuruldu. Ulusalcı duruş belirginleşti. Sosyal demokrasi söylemlerinin aldatan ışığı geride kaldı. Sayın Hikmet Çetinkaya çırpınıyor adeta yazısında. Büyük bir yakınma içinde şöyle diyor: “… Böyle bir PM, Kılıçdaroğlu’nun CHP için çizdiği siyasal yol haritasındaki ‘sol çizgiye’, bir başka deyişle ‘sol kültüre’ ne denli yakındı?”(…) “İşsizlerin, yoksulların, ezilenlerin yanında olacağını söyleyen Kıllıçdaroğlu, ideolojisi olmayan kişilerle iktidar yolunda ‘halkın partisi’ni yaratabilir miydi?... CHP’nin Parti Meclisi listesinde Murat Karayalçın, Ercan Karakaş gibi adlar yer almadı… Ercan Karaakaş’ın, Karayalçın’ın PM üyesi olmamaları CHP için bir kayıptır.” “PM listesinde Gökhan Günaydın, Süheyl Batum, Hurşit Güneş, Umut Oran ve Hüseyin Yıldız gibi adların bulunması elbette önemli. Geri kakanlar liberal ve ulusalcı adlar. Solcu yok, Disk’ten bir kişi yok… Diplomat yok, işçi yok, emekçi yok…” Ve bir koyulmuş yakınma : “Yok, yok, yok!...” “Peki, MYK nasıl oluşacak? CHP bu kadrolarla gerçekten iktidara yürüyebilecek mi?”… “Bu yüzden farklı, ‘sol ağırlıklı’ bir PM listesi bekliyordum….Üzgünüm PM üyelerinin pek çoğunun ideolojik bir yanları yok!...” Ve biraz aşağılarda dahasını da söylüyor: “Emekten, emekçiden yana bir CHP umut olabilir. CHP sol çizgiye mutlaka gelmelidir. Ama nasıl?” Ayrıntısını isteyen yazının bütününü okuyabilir.
Yazının devamını Y.A.R. Müdafaa-i Hukuk dergisinin 142. sayısından okuyabilirsiniz! |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Müdafaa-i hukuk Vakfı dergisiyle ve Yeniden Müdafaa-i Hukuk derneği'yle doğrudan veya
dolaylı hiçbir bağlantımız yoktur. © Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk dergisi. Tüm hakları saklıdır. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||